15/10/2009
9/9/2009
26/8/2009
SKOLASTİK FELSEFE

kategori: felsefe
skolastik felsefe
- Erken Dönem Skolastik (800-1200'lü yıllar)
- Yükseliş Döneminde Skolastik (1200-1300'lü yıllar)
- Geç Dönem Skolastik (1300-1500'lü yıllar)
Bu dönemlerde skolastik felsefenin belirli bir açıdan ortaya atılan sorunları farklı niteliklerle çözmeye yöneldiği söylenebilir. Ancak bununla birlikte skolastik felsefe denilince anlaşılan genel bir nitelik sözkonusudur. Bu genel nitelik ilk olarak Aristotalesçi bir özellik olarak belirtilmelidir. Patristik felsefede Platon vePlatonizm öne çıkmaktaydı, buna karşılık skolastik felsefede Aristotelizmin ilham kaynağı olduğu görülür. Aristo felsefesi Platon'nunkinden daha kesin olarak düşünürleri bilgeliğe yönlendirir, bunun anlamı salt Tanrı'yı bilmeye çalışmamak, olgular dünyasıyla da ilgili olmaktır.
Bir okul felsefesi olarak skolastik, ilk olarak teoloji öğretmenleritarafından, hem sistematikleştirilmiş teolojinin öğretilmesini, hem de antikçağ okullarında öğretilen Yedi özgür sanat'ın (Septem artes liberales) öğretilmesini kapsar. Daha sonraları bu okulun bütün öğreti ve çalışmalarını kapsayacak nitelikte ifade edilir olmuştur.
Skolastiğin yöntemsel olarak ortak karekteristiği ise felsefeyi dinin, ya da aklı inancın alanına uygulayarak bu alandaki meseleleri kavranılır kılmaktır. Özelikle inanca ve vahye, akıl temelli getirilen itirazlar bu şekilde aşılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda da skolastik felsefe yeni bir şeyler bulmak ya da düşünceler üretmek arayışında değildir, aksine zaten mevcut olanlar içerisinde skolastik felsefe uygun olanları temellendirmek ve uygun olmayanları çürütmekçabasında olmuştur. Bu çaba için gerekli mantığı Aristotales'te ve Euklid geometrisinde bulmuştur.
Böylece ana belitler daha baştan saptanmış bulunuyordu. Bu dönemin özlü sözü ve düşüncesi,Augustinus'un;
- "Anlamak için inanıyorum" düşüncesidir.
Bu düşünceye göre hem inanç hem de onun anlatımı ve dili doğru olarak mevcuttur. Realizm düşüncesinin temeli olan bu düşünce Skolastiğin temel önermesidir. Buna göre bilgi, çeşitli önermeler ve çıkarsamalarla, tanrısal gerçeğin ortaya konulmasından ve yansıtılmasından, kanıtlanmasından başka bir şey değildir. Skolastik bu nedenle görelikçiliğe, öznelliğe ve kuşkuculuğa karşı savaşır. Skolastik yalnızca tek bir doğrunun ve ona bağlı tek bir doğruluk sisteminin varlığını kabul eder. Nominalizm bunlara bağlı olarak daha sonra Skolastiğin çözülmesinde önemli rol oynayacaktır.
Skolastik felsefenin genel ahlaki tutumu konusunda iki ögenin altını çizmek gerekir. Skolastik emir ahlakınıve değer ahlakını üstlenir durumdadır. Buna göre, önemli olan iyi'ye uygun davranmaktır; çünkü iyi hem tanrının buyruğudur, hem de Tanrı bizzat tüm iyiliğin kendisidir. Skolastik felsefe, başlangıcında ve gelişiminde inanç ile bilgiyi uzlaştırmaya çalışmış ve bu temelde dinsel dogmalara felsefi bir temel bulmaya ve bunları sistemleştirmeye yönelmiştir. Ancak son dönemlerinde bu projenin başarılamayacağı kesinlik kazanmış, tam aksi yönde bizzat iç tartışmaları sebebiyle bilgi ile inanç ayrışması kesinlik kazanmıştır.
skolastik felsefenin erken dönemi [değiştir]
Batı Roma İmparatorluğunun çöküşünün getirdiği kültürel yıkımdan çıkış dönemine rastlar. Yeni bir toplumsal düzenleme ve kültürel canlanma evresinde, felsefe alanında skolastik görülür. İlk skolastik düşünür olarak Johannes Scottus'u (810-887) belirtmek gerekir. Çevirileriyle ve dersleriyle ortaçağ düşüncesinemistisizmi getirmiştir. Platon'un idea kuramına benzeyen bir kavram realizmini kullanmıştır, bir tür Yeni-Plantonculuğun geliştiricisi olmuştur. Tanrı'nın gerçekte varlığının bilinemez olduğunu öne sürmüştür, Tanrı ancak kısmen simgeler aracılığıyla bilinebilir. Simgeler ise Tanrı'nın kendisi değildir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır
9/8/2009
TİP HAKKINDA


23/7/2009
SOFİSTLER
En önemli Sofistler arasında, Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon,Thrasymakhos ve Kallikles’in adı verilebilir. Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan çok, belli bir mesleğin üyesi olan, toplumsal ko şulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olup, para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi. Bu gezgin öğretmenler, dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini savunma sanatı, mantık, ahlâki davranış, edebiyat eleştirisi, matema tik ve dilsel analiz gibi bir çok sanatı öğrenme iddiasında olmuşlardır.
Genel çerçeve
Yunanca ''sofistes''´ten gelen ''sofist'' sözcüğü hem bilgili kişi anlamında, hem eğiten kişi anlamında (özellikle siyasette yararlı olmayı), hem de hitabet sanatında dersler veren kişi anlamlarına gelmektedir. Dönemin sosyal değişimleri ve siyasal gelişmeleri sofistlerin etkili olmalarına yol açmıştır, bir anlamda ''yunan aydınlanması'' olarak adlandılacak gelişmenin yaratıcılarıdır. Kuşkuyu öne çıkarmışlar, insanı merkeze koymuşlar ve bu döneme ait felsefelerdeki genel geçer ilkeleri sarsmışlardır.Ancak felsefe tarihinde sofist denildiğinde akla gelen negatif bir anlam sözkonusudur ve bu anlam Sokrates'in, Platon'un veAristotales'in sofistlere karşı yürüttükleri mücadeleden ileri gelmektedir.Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından yerilmiş ve kücük görülmüştür.Bununla birlikte felsefe tarihi içinde çok önemli soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır. Önemli sofist düşünürler her zaman etkili olmakla birlikte, birçok sofist düşünür de kendi etkinliklerini oyuna ve safsataya dönüştürme eğilimi göstermişlerdir. Sistemli filozoflar, bu akıma karşı bu eğilimden hareketle onları hor gören yaklaşımlar sergilerler.Bir de para karşılığında ders vermeleri o dönemlerde yadırgatıcı olmuştur.
Sofist filozoflar
Sofist felsefe
Sofist felsefe relativizmin, şüpheciliğin ve insan merkezli felsefenin bir anlamda başlangıç noktasıdır.Daha önceki doğa filozofları temel maddenin ya da nedenin ne olduğunu kendilerine sormuşlar ve su, hava, ateş, toprak, atom vb. şeklinde cevaplar vermişlerdi. Sofistlerin ili ve en önemli düşünürlerinden biri sayılan Protagoras bu türden bir doğa felsefesinden uzaklaşmış, evreni bilmeyi dışta bırakmış ve temel nedenleri bu yönde arayışlara kuşkuyla yaklaşmıştır.Heraklitos'un her şeyin değiştiği önermesini kendine göre yeniden değerlendiren Protagoras, bu durumda hiçbir şeyin belirli bir " şey" olamayacağını, bu şekilde mutlak bir varlık aramanın anlamsız olduğunu öne sürer. Her şey öteki şeylerle bağlantıları içinde bir şey olmaktadır ve algılarmız yalnızca o andaki algılama durumlarına bağlı olarak bize bilgi vermektedir. Duyu algıları ve bunlardan kaynaklanan doxa'ların (sanılar) dışında bir bilgi sözkonusu değildir.Böylece ''sanılar'' herkesin kendi doğrusu olmakta, yanlışlık kişilerin birbirlerine göre algı farklarından ibaret olarak meydana gelmektedir.''İnsan her şeyin ölçüsüdür'', sözünün anlamı bu noktada belirginleşir.
Bir diğer önemli sofist düşünür Gorgias'da benzer bir şekilde doğa felsefesine karşı çıkmaktadır.Protagoras'tan daha da ileri gitmiş, asıl gerçek olarak varlığın bilinemeyeceğini öne sürmüş ve episemolojide kuşkuculuğun en önemli argümalarını belirginleştirmiştir. Gorgias'a göre ne varlık vardır, ne varlığın bilgisi mümkündür, ne de bilginin bir başkasına aktarılması söz konusus olabilir.
Böylelikle sofistler, herkesin üzerinde uzlaşacağı kesin bir doğrunun olabileceğini yadsımış, görelikçi bakış açısının ve dahada önemlisi şüpheciliğin tohumlarını atmışlardır. Ayrıca sofistler, felsefenin doğa ya da evren gibi konuları bir yana bırakıp insanı ve insan ile ilgili sorunları hedeflemesi gerketiğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre felsefe soyut bir bilgi konusu değil, somut yaşamın ve pratiğin konusudur. Dolayısıyla sofistler, dar bir çevre oluşturup bunun içinde yalnızca belirli kişilerin anlayacağı türde bir felsefe yapmanın değil, bilgili ve toplum için yararlı insanlar yetiştirmenin hedeflendiği bir ''eğitim felsefesinin'' uygulayıcıları olmuşlardır.
Bu tür bir felsefe yapma tarzı teorik oarak sofistlerin kendi felsefi önermeleriyle çelişir görünmektedir. Ancak Protagoras ve diğer sofistler, bu noktada ortaya çıkan sorunları pratiklik/yararlılık meselesinden hareketle çözerler. Bir bilgi bir diğerine göre daha doğru ya da yanlış olmayabilir, ancak daha ''yararlı'' olması mümkündür ve bu onun ''geçerliliğinin de'' temelidir. Dolayısıyla daha iyi, yani yararlı bilgileri, yani sanıları olanlar bilgedirler ve bu bilgileriyle insanların yetiştirilmesine çalışabilirler.
Sofistler bu mantık ile siyasal anlamda insanları yetistirmek üzere onlara bilgi ve hitabet sanatını öğretmeye çalışmışlardır. Sofistler aracılığıyla felsefe dış dünyadan insan dünyasına (ya da insanın iç-dünyasına) yöneltilmiş olmaktadır. Dil konusunda da ilk incelemeler bir anlamda sofitlere bağlıdır.Gorgias, Prodikos ve Hippias'ın eşanlamlılık, gramer ve biçimsellik konularında açıklamaları olmuştur. Aynı şekilde sofistler mantık üzerinde de durmuşlar ve önermelerin nasıl kanıtlanıp çürütüldüğüyle ilgilenmişlerdir.
Bilginin görelileştirilmesi, soyut genel geçer ilkelerin kuşkuya tabi tutulması, doğa ile insanın birbirinden ayrıştırılarak felsefi düşünmenin merkezine insanın konulması, buna bağlı olarak psikolojisizm olarak adlandırılabilecek bir eğilim geliştirilmesi, felsefenin bir eğitim meselesi olarak uygulanması, toplumsal ayrımların ve eşitsizliklerin insan ürünü olarak değerlendirilmesi, doğal olanda herkesin eşit olduğu düşüncesinin geliştirilmesi, doğal hukuğun savunulması, dinin ve tanrının reddedilmesi, sofistlerin belli başlı felsefi konularıdır. Bu şekilde sofistler, otorite ve geleneği (yasa, hukuk, sosyal ve ahlaki normalr vb.) sarsmışlar, yol açtıkları değer aşınmalarıyla bir tür anarşizmin de yaratıcısı olmuşlardır.
